9 Şubat 2015 Pazartesi

HER GÜN ÖLÜYORUZ


Güzelliğin sonu çirkinliktir. Gençliğin kaderi solmaktır. Hayat ağır ağır "çürümekten" başka bir şey değildir; her gün ölüyoruz.
Peki ne yapıyoruz?
Sürekli erteliyoruz.
Anne babamıza onları ne kadar çok sevdiğimizi söylemiyoruz, sıkıca sarılmıyoruz.
İş, para, kariyer diye gözümüz dönmüş, sevgilimizi haftada bir gün zor görüyoruz.
Eşimizle çıkacağımız tatili 28. kere planlıyoruz, 29.da gitmeyeceğimizi biliyoruz.
Bebek istiyoruz ama "kendimize layık" eş bulamıyoruz. Bulduklarımızı kısa süre sonra diğerlerinin yanına "rafa kaldırıyoruz".
Reddedilmekten korkup, "seni seviyorum" diyemiyoruz.
Arkadaşlarımızla randevularımızı "öncelikli ertelenebilecekler" listesine koyuyoruz.

Aldatıyoruz, aldatılıyoruz ve "başkasını bulamam" diye yalanlarla yaşıyoruz.
İşsiz kalan arkadaşlarımızı arayıp, sormuyoruz.
Karanlık kış günlerinin ardından parıldayan güneşi, plaza camlarının arkasından izliyoruz.
Yağlı, kızarmış, kanserojen demeden, bilerek ve isteyerek "habire" yiyoruz.
Her pazartesi rejime başlayıp, salı sabahı bırakıyoruz.
Sigara dumanını oksijenden daha büyük bir zevk duyarak ama "bırakmalıyım" diyerek içimize çekiyoruz.
Kahve, çay, çikolata tüketiminden vazgeçmeyip selülit kremlerine ve mide haplarına servetimizi yatırıyoruz.
Spor salonlarının broşürlerini arşivleyip, "isten güçten, bir türlü" gidemiyoruz.
Evimizi kitap doldurup hiçbirini okumuyoruz. Diş ağrısından ölüyoruz, gözlerimiz doğru dürüst görmüyor, doktora gitmiyoruz.
Bizden sonrakiler için yalnızca "tıklayıp" bir ağaç dikmiyoruz.
İhtiyaç duyan bir çocuğu okutmuyoruz.
Nefret ettiğimiz işimize "para" için devam edip, seveceğimiz bir iş arayışına girmiyoruz.
Ne yapıyoruz?
Her gün ölüyoruz.

Frederic
Beigbeder, Aşkın Ömrü Üç Yıldır kitabından


HAYAT GÜZEL ŞEYLERİ ERTELEYECEK KADAR UZUN DEĞİL...